KIRCAALİ FORUM -КЪРДЖАЛИ ФОРУМ
Eylül 09, 2010, 08:18:38 ÖS *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular: KIRCAALİ FORUMA HOŞGELDİNİZ
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: KURTLAR-KUZULAR  (Okunma Sayısı 149 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
ramayy
Newbie
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 33


E-Posta
« : Şubat 24, 2010, 08:26:55 ÖS »



Balgöç’’BİRLİK’’Dergisinden
                                                                 
                                                                      Kurtlar-kuzular
                                                 
                                                         
                                                              Yılan sokmaz, Yalan sokar.
                                                         Eşeğin eşekliği yakmaz,
                                                          İnsanın eşekliği yakar.
                                                         Göz bakar, beyin görür.
                                                          İnsanlık kapıları kapanınca,
                                                            Örümcek ağını örer…
 Hürriyet, Adalet, Eşitlik,
Özgürlük, Medeniyet, Kardeşlik,
Barış, Dayanışma ve Paylaşma…

  İnsanın uygar yaşaması için, hepsi kutsal değerler ve olmazsa olmazlardır. Bütün milletlerin dillerinde hepsi şiarlaşmıştır. Peki, ama kaç para ederler. Dünyada yaşananlar, yine de;’’Kim kime, dumduma ‘’ değil mi. Tüm evrensel değerleri istismar etmiyorlar mı? Hep kendi çıkarları için kullanmıyorlar mı?
  Hürriyet-Esaret; kafeste güvenceli karnı tok mu? Yoksa doğada güvencesiz aç mı?
  Adalet-Sefalet; hep sefilin muhtaç olduğu ve hep varlıklının yok saydığı veya kendine yonttuğu bir değer.
  Eşitlik; Matematiksel mi? Başka türlü mü? ‘’ Bilenle bilmeyen bir(eşit) olur mu’’?
Gelir dağılımı eşitsizliği var mı, yok mu?
  Özgürlük; özde mi, sözde mi? İnsanca yaşayacak kadar mı özgürsün, sürünecek kadar mı?
  Medeniyet; bütün sayılan kavramları içermiyor mu? Gerçekte; Medeniyetler uzlaşması var mı, yok mu? Taşla savunanın üzerine uçakla bomba atmak mı?  Bir inancın ibadethanesinin kaderini başka dine mensup olanların insafsızlığına mı bırakmak? Komşudaki cani teröristi savunmak ve kucak açmak mıdır, medeniyet?
  Kardeşlik-Barış; kölelik demek mi? ‘’Efendisine’’ boyun eğmek ve her dediğini yapmak demek mi? Güçsüzün, barışını koruma gücü var mı? Hani kurtla kuzu, kurdun tok olduğu zamanda barış ve kardeşlik imzalamışlar. Birbirlerine zarar vermeyeceklermiş. Zavallı kuzu da, kurdun gölgesinde sözde güvence altında rahatla hoplayıp zıplıyormuş. Bir gün kurt av bulamayınca; dereye su içmeye gitmişler. Sadık olan kuzu, önceliği kurda vermiş. Kurt içmeye başladığında, kuzu kırk adım aşağıya gitmiş ve oda su içmeye başlamış. Kurt; vay sen misin suyumu bunaltan, barışı, kardeşliği bozan diyerek, sorgusuz, sualsiz çullanmış kuzunun üzerine… Yeryüzünde güçsüzlerin barış, özgürlük, kardeşlik güvenceleri ne yazık ki; kuzununki kadardır. Dünyamızda birçok insanların, toplumların ve hatta milli bayrakları, devlet sınırları olan ve kendilerini bağımsız sanan ülkelerin bile güvenceleri ancak, kuzunun ki kadardır.
  İnsanların, toplumların ve ülkelerin kendilerini savunma hakları yok mudur? Saldırılara maruz kalma ihtimali çok düşük olan güçlülerin, bilimi acımasız silahlar üretmek için kullanma hakları var da, diğerlerinin yok mu? Gariptir; sabıkalı güçlerin savunma hakları varmış, sabıkasızların yokmuş. Sabıkalıların kıtalar arası saldırıları görüldüğü halde, sabıkasızların öyle kötü bir sicili yoktur.
  Dayanışma ve Paylaşma en insani kavramlardır. İnsanlık bir bütündür. Dinlerin, Irkların, Milletlerin üzerindedir evrensel insani gerçekler. Irkçı bir faşist trafik kazası geçirip kan kaybettiği zaman; Onun canını kendi ırkından, kendi dininden, kendi soyundan ve hatta öz evladı bile kan vererek kurtaramıyor, eğer kan grubu uymuyorsa. Lakin yok etmek istediği, düşman saydığı, dünyayı kirlettiği sandığı bir Roman’ın(Çingene’nin) uyan kanı onun canını kurtarabiliyor. Sadece kan mı? Günümüz bilimi daha birçok değerleri sunmuştur. Bu böyle iken, dünyada gerçek dayanışma ve paylaşma var mıdır, yok mudur? Dayanışma; muhtaca yardımdır. Ama nasıl yardım? Balık tutmasını mı öğretmek, yoksa hep balık vererek, vererek, bağımlı kılmak mı? Sonunda dayanışmayı öldürüp, dayatmayı mı yaratmak?
İnsanlar ihtiyaçlarını birbirlerinden alarak, vererek karşılamışlardır. Böylece; mal değişimi, ticaret, piyasa, para-borsa ve sermaye oluşmuştur. Günümüzde güç birliği yapan güçler, dünya üzerinde serbest sermaye ve mal dolaşımını uygulatmışlardır. Bunu da hiç zorluk çekmeden kabullendirmişlerdir. Çünkü geri ülkelerin iktidarları ya kaba kuvvetle hâkimdirler veya dış güçlerin uydularıdır. Sebep ne olursa olsun, sonuçta o ülkelerin fikir üreten, dünyaya doğru teşhis koyabilen ve ülkelerinin geleceği için milli bir bilim merkezleri yoktur. Onlarca üniversiteleri olmasına rağmen, hepsi dış sömürücü güçlerin yönlendirme ve denetimindedir. Serbest mal dolaşımını sağlayarak, ülkelerinin tıkanan ekonomilerine can vermişlerdir. Bunlara kapı açmak zorunda kalan ülkelerin yöneticileri de tüketim refahına kavuştuklarını sanırlar da, ülkelerinin geleceklerini kaybettiklerinin farkında bile değiller. Birçoğunda da zaten milli (ulusal) bilinç oluşmuş bile değildir. Hanedanlıkları büyük güçlerin himayesinde devam etmektedir. Bu ülkelerde feodal yapıda oluşmuş olan yarım yalamak olumlu değerler bile yok olmaktadır. Kültür, etik-ahlak değerleri hızla tahribata uğramaktadır. Bu gelişmemiş ülkelerin yanı sıra, gelişmekte olan ülkeler gurubunda olan ülkemiz bile birçok yıpranmalardan nasibini almıştır. Büyükşehirlerimizde serbest piyasa ahlaksızlığı oluşmuştur. Türk-İslam değerlerimiz taşrada yaşarken, büyük şehirlerde yok olmaktadır. Satılan malların pazar fiyatı maliyet veya giriş fiyatıyla ilişkisi kalkmıştır. Fiyatlar tamamen arz talep ahlaksızlığı ekseninde dönmektedir. Birkaç örnek: En çok çiçek satılan yerler hastane önleridir. Burada talep varken, fiyatlar da aşırı yüksektir. İnsani duygular yitirilmiştir. Ayni olay mezarlıklar ziyareti dönemlerinde de yaşanmaktadır. Bayram öncesi vatandaşın pazar alış-verişi kesindir ve bunun için de fiyatlar yine abartılı yükseliverir. Oysa manevi değerleri yüksek olan toplumlarda bunun tam tersi yaşanması gerekir. Tüketim kesinleşince fiyatlar düşerek sürümden kazanılır. Düğün dernek törenleri de bir başka acı. Gözde ve çok katlı ve son derece teknik cihazlarla donatılmış düğün salonlarında neler yaşanıyor biliyor musunuz? Sadece bir örnek vereyim. Şeker hastası bayan bir davetli suyunu ve ilacını çantasına koyup gidiyor. Kapıda tartaklanarak çantası aranıyor ve’’İçeriye suyla girmek yasaktır, çıkarken alacaksın.’’ denilerek, suyu alınıyor. Çıkarken alacaksın dedikleri su şişeleri de dışarıya, yere ayakaltına konuyor. Amaç içeride su satın aldırtmakmış. Bayanlar Baylar, bu ne rezalet. Bir ara hava almak için dışarıya çıkanlar arasında konuyu gündeme getiriyorum ve en üzücüsü herkes normal görüyor. Aralarında öğretmeni, işçisi, memuru, subayı ve daha birçok meslek sahibi var… Bu ne köle psikolojisi, bu ne uyuşturulmuşluluk ve bu ne duyarsızlık Yarabbi.
 Demokrasiden, seçimden ve sözde millet (halk) iradesinden bahsediliyor. Senin oy vermediklerin, senin oyunla vekil seçiliyor. Bu mu millet iradesi? Yüz üzerinden çoğunluğu almadan, nasıl yine yüz üzerinden çoğunluğa sahip olunabiliyor. Oy verdiğin siyasi kuruluşun adayı bile senin oyunla mı aday oluyor? Fareler ambara giremesin diye, bütün kapılar sıkı sıkıya kapatılmış. Kapatılmış ta! Fareler bacadan girmiş, kediler dışarıda kalmış… Fareli kedili demokrasimiz. Bitmedi. Birileri doğru veya yanlış; ‘’dağdaki çobanla benim oyumun gücü niye aynı’’ dedi de, gök kubbeyi başına indirdik. Hoşgörü göstermedik, tartışmadık, araştırmadık da üzerine çullandık, susturduk. İnsan hakları var dedik. Tüm vatandaşlarımızın ayrılmaz, bölünmez, tartışılmaz seçme ve seçilme hakları vardır dedik. Herkesin oyu eşittir dedik. Doğru da, buyurun, benimde iddiam var. İki kıtanın vatandaşıyım, otuz ülkenin vatandaşlık haklarının %90’na sahibim. Anadilim Türkçenin dışında iki yabancı dil biliyorum. Anavatanım Türkiye’yi kendi irademle seçtim. Ne yazık ki; Türkiye’min vatandaşlarının sadece işsizleri değil, memuru, esnafı, bürokratı(yüksek memur) öğretmeni ve daha bilmem kaç çeşidi imkân bulsalar, Avrupa’ya gidiverecekler. Ben yaptığım mini anket sonuçlarımı asla açıklamak istemiyorum. Ancak, anketleri doğru çıkmış güvenilir kuruluşları bir benzeri anket yapmaya davet ediyorum. Aynada kendi kendimizi görelim. Ben, Vatanı Ana gibi biliyorum. Anamız hasta, özürlü, yoksul olabilir. İnsanlığımız onu değiştirmeye, atmaya veya kaderine bırakmaya izin verir mi? O bizim anamız. Tedavi etmeye, mahrum bırakmamaya çalışacağız. Zengin ülkenin vatandaşı olarak yaşamak kolaydır. Vatanımıza milletimize hizmet vereceğiz. Onu kalkındıracağız. Milletimizin binlerce yıllık değerlerini geliştirerek yaşatacağız. Kimliğimizden utanmayacağız, gurur duyacağız. Gelişmiş ülkelerin tecrübelerinden gelişmek için yaralanacağız. Dünyayı gezeceğiz, araştıracağız ve hiç şüphem yoktur ki; işte o zaman milletimizin, kültürümüzün ve tarihi ve coğrafi değerlerimizin bilincine varabileceğiz…
 Evet, ben iddiama döneyim. Evet, tüm vatandaşlarımızın oyları eşit olmalıdır. Doğrudur. Çöpçüsüyle, yöneticisiyle, Doktoruyla hizmetçisiyle ve say sayabildiğin kadar. Ne yazık ki; oylarımız eşit değil. Keşke eşit olsaydı. Soruyorum? Ankara’da bizleri temsil eden vekillerimizin arkasında, niye eşit oy sayısı yok. Benim gönderdiğim vekilin seçilme oyu yüz bine varır ve hatta bazen geçerken, niye diğer bölgelerden seçilenlerin arkasında sadece on beş- yirmi bin civarında seçilme oyu vardır. Onların bölgeleri için oylama olurken parmak oyu tam sayılabilir. Ancak, Türkiye genelinin sorunlarının çözüm önerileri oylanırken, adaletsizlik bal gibi ortaya çıkacaktır. İşte o zaman hangi çoğunluktan, hangi millet iradesinden bahsedebiliriz. On beş bin oy eşit midir, yüz on beş bine. Bu durumda bir vekilin kaybolan yüz bin oyunun hakkı hukuku nerede? İşin en üzücü tarafı da, hiçbir siyasi kuruluştan, hiçbir ‘’liderden’’, hiçbir sivil örgütten ve hiçbir üniversiteden de çıt çıkmıyor. Demek ki; toplum olarak demokrasinin, seçimin ve millet iradesinin çoook alt basamaklarındayız. Yüzde % 99’u mu haklıdır, biri mi? Galiba %99’u. Bir ben mi doğruyum? ‘’İmkânsız, Özür dilerim’’…



Ramazan Ayyıldız          ray1953-06@hotmail.com                                   10.12.2009
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!
Bu Sayfa 0.073 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu