KIRCAALİ FORUM -КЪРДЖАЛИ ФОРУМ
Eylül 09, 2010, 08:41:26 ÖS *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular: KIRCAALİ FORUMA HOŞGELDİNİZ
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Ev  (Okunma Sayısı 657 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
akpınar
Newbie
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15


E-Posta
Ev
« : Aralık 27, 2009, 09:18:11 ÖS »

Bu ev!!!
Sabahtan beri bu evin içine
bir ihanettir akan sarı kara
senin bildiğin yanık anızdan daha isli kara...
Çocuklar yine hep öyle
güle oynaya
gül bağlamışlar uçurtmaya
inip biniyor bulutlara
"hayradır" diyor ihtiyarlar ve lâ illâhe  illâllâh
bu bir yağmur duası
şimdi semada bulutların en alâsı
mısır tarlasının başına konmalı
yakarışlar su olmalı ey Fuzuli
su kasidesi
bol bol su...

Ne oldu da Yarabbim yazılanlar hep oldu.

Bir cennet yazılıydı o zaman evin kapısında
avara tarlalar bile umutlanırdı yazdan yaza
açtık
çıplaktık
soğuktuk
kurtlar ulur
Türk'ü, Bulgar'ı birbirimize çoook  
çok sokulurduk...

Gerçekten
bir cennet yazılı mıydı o zaman kapılarda?

Küçüktük
büyüdük
kapıları kapattık
göç gemileri gelir geçer
biz hep geç kalırdık...

Şimdi oralarda
Tuna Boyları'nda nekadar cehennem varsa
sen yolla bana
biz kıyametlere alışık
soykırımlı sürgünlerde ölümleri aştık...

Demokrasiler
varsın ağlasın bugün sular buz tutunca
sevilen toprak aynı topraktı
çok görüldü ömür boyu talihsiz özveriler
acı sözlerle dil dağlandı  yokuşlar burcunda
yokuşları iniyorum
yokuşlardan inenleri biliyorum
sürü sürü
çığlık çığlık
renkleri biliyorum
renkler biraz daha soluk
biraz daha sarı karaya çalık  
ve uzadıkça bu yağmur duası
biraz daha uzaklaşıyorum bu evden
daha birazcık...

Bu evde her şeyimiz satıldı  mezatla
evin içi boş
dolaplar,raflar, duvar yastıkları boş
dışarıda tarlalar,başaklar,bulutlar boş
bir uğursuz  boşlukta
oyalanıp duruyor çocukların uçurtması
umut dolu
gül kokulu
Nuh'un gemisi geldi gelecek
kalk gidelim Necibe
sen bilirsin
zaman oyalanma zamanı değil
hiç de değil bu evde...

                                                       Galip Sertel



olor=beige][/color][/b]
« Son Düzenleme: Haziran 08, 2010, 08:14:04 ÖS Gönderen: akpınar » Kayıtlı
akpınar
Newbie
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15


E-Posta
« Yanıtla #1 : Şubat 28, 2010, 09:57:17 ÖS »

Cemre   vaktiyle iner de hep aynı bengi suya
kanı kaynar ağacın başı duman
heybetten alır nasibi dal budak çiçek civelek...

Cemre vaktiyle düşer  de  hep aynı has toprağa
azap biter
tohum çatlar
baharla yüz göz olur   bizim Düzorman
yeşili dal dal hayat ne güzel sen usanma hiç
uç uç kelebek...

Bu sabah çiy  yağmuru da   ne cömert
deli dolu  bir şehvet  
dökülmüş deli dolu ayrık otun  mübarek yüzüne.
.......bin dokuz yüz seksen beş yılında beheyyy      
bir soykırım sürek avında kirlendi
ayrık otun mübarek yüzü  heyyy ...

Ve şimdi  
İsa'dan mı önce
İsa'dan mı   çoook  sonra
yasaklanmış ezanlı  adlarımızla zaman
cüzamlı bir ucube
Tuna  boyunda  ufunet  saçan
ah Necibe, ahhh, sen bilemezsin
bir garip   çiy ile sabah sabah
nasıl  yıkanır   bunca   günah ?

Babam
bağışlasın beni orda mezarında,Akpınar'da.
"Obamazı alıp
zinde zinde inemedik vaktiyle suya
yol yoruldu
yer obruldu
kızımız kuzumuz kırıldı hep
hep aynı çorak vaatlerle
hep aynı çorak vadilerde"
derdi...
Kılıç kuşanılır Eyüp'de
Eyüp Sultan  Camii'nde
bir Cuma'nın edası ile şad olmak isterdi...

Şimdi ne... tatlı
ne aşk
ne meşk
ne"kırmızı gülün alı"
"ölüm Allah'ın emri"  Necibe sen  bilirsin
bahar mevsiminde açar gül, yasemin
ayrılıklar  reva mı?
Ve"kimler kırıldı,kimler kaldı"ey Şehriyar!
Yoksa
yoksa  biz değil miydik hep aynı çocuklar
hep aynı Düzorman'da kelebeklere aşina
ne çabuk büyüdük böyle
devşirip soykırımlı kâbusları  bitevi ümide
kadirbilmez yolların  tükenmez göç selinde...

Ezelden
güleryüzlü bir dilimiz vardı Tuna boyunda  
Oğuz'dan kalma elvan elvan  
soykırımlarda  ancak  
bir tek sığınacak o  dilin  
o dilin de bohçasını dürüp ne güzel  dört köşe
selamün aleyküm Anadolu  
ve aleyküm selam Necibe sen bilirsin
rahvan koşan atlarımız yorgun
bırak
bırak artık  bu  sitemleri uğrun uğrun
yol bitiyor şiir bitmiyor hep daha
nice nice sabahlara nice  nice
ehven ehven ne güzel geldik işte.
                                  
                                    Galip   Sertel


« Son Düzenleme: Haziran 08, 2010, 08:16:04 ÖS Gönderen: akpınar » Kayıtlı
akpınar
Newbie
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15


E-Posta
« Yanıtla #2 : Şubat 28, 2010, 10:02:09 ÖS »

Bu göç yolları zelil zebun
Hasrettir burcu burcu  Dobruca'dan,Tuna'dan...
Bu kara toprak
Bağrında bin bir yara
Bahtında bin bir kanlı duvak
Denize koşan o delice ırmak
Ve şu gül vadisi oylum oylum
Can ciğer bizim memleket
Bizim yerler oğlum...


Bu göç yolları zelil zebun
Dolana dolana Dobruca'dan,Tuna'dan...
Mecit Tabiye kalesinin nevbet sesleridir
Silistre'de uğuldayan
Yosun bağlamış taş duvarları kurşun yarası
Ve her gece yarısı
Besmele-i şahane ile
Alperenlerin dolaştığı yerler
Bizim evler
Bizim memleket oğlum...


                                  Galip Sertel
« Son Düzenleme: Haziran 08, 2010, 08:11:41 ÖS Gönderen: akpınar » Kayıtlı
akpınar
Newbie
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15


E-Posta
« Yanıtla #3 : Mart 19, 2010, 11:43:38 ÖÖ »




              
Hayranım şu uçurtmalara
alırlar  götürürler beni  uzun uzun ipleriyle
çocukluğumun serin rüzgârlarına
bulutların yağmur kokusudur buğulanan
vişne dalında ve genizimde  
ben elifba bilmeyen anamın dizinde
duvardan
yeşil torbasından indimiş mushafı
açmış sayfaları
sürüyüp duruyor habire
gül yaprakları gül yüzüne
ve  bir iki yudum gözyaşı
beyaz çemberinin ucundan
ihsanımdır diyor ölmüşlere kalmışlara
ve kutlu bir duadır şimdi masal  
oturmuş hünkârca evimizin üst köşesine
ben   halâ o çocuk
hak söz,sarı ses duaların gizeminde
elifba bilmeyen anamın dizinde...

Hayranım şu atlıkarıncalara
alırlar götürürler beni demir çelik  kanatlarıyla
aslî kavgamın  haşin rüzgârlarına
nisan yağmurlarının fısıltısıdır vişne dalında
toprağın karnında  uyanmış börtü böcek
suya hasret
ve saçılırken buğday tarlasına bin bir rahmet
günahsız işçiler dökülürler yasaklı meydanlara
açlık grevleri bestelenir  Araf'da haktan yana
biricik nasipten yana
çağlayan  bir isyandır şimdi masal
uygarlığın haram sofralarında meskün mahal
anamın iflâh  duaları halâ dilimde
ama ben
ben artık o çocuk değil
bahtı kara ekmeğimile  gurbet elinde...

Hayranım şu çocuklara
tez kızarlar
tez barışırlar
okurlar okurlar bal şeker
güvenirler Keloğlan'a masallarda büyürler
tilki kardeşdir  kirpiye
kurt kuzu el  ele
çocuklar sevinirler sevinirler
akşam olur,sabah olur
olacaklar er geç hep olur
kar yağar efkâr basar dağları
çocuklar üşürler üşürler
masalda masal biter...

Galip Sertel

« Son Düzenleme: Nisan 11, 2010, 01:35:38 ÖS Gönderen: akpınar » Kayıtlı
akpınar
Newbie
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15


E-Posta
« Yanıtla #4 : Mart 20, 2010, 09:01:49 ÖÖ »

 Ben gelmedim dava için                                        
                        Benim işim sevi için
                                        Yunus  Emre

Anılar çırpınırken  geceler dehlizlerinde
düşlerin köylerini boğar bir kahpe karanlık
lanetlenmiş zamanların  hoyrat gelgitlerinde
gönlümdeki sevilerden  bir  hazz kalmadı artık...

Ne  anamın gül yüzü
kardeşimin beşiği başında bahar akşamları
ezeli ninnilerle istekleri kucak kucak...
Ne o mavi gözlü çocuk
uçurtması turnalar peşinde Tuna yalısında
kan ter olmuş anızlar içinde yalınayak...
Ne o kız
Hıdırıllez salıncağında saçları  dalga dalga deniz
bayram günü bayrama gülen gözleri sıcak sıcak...

II

Anılarım savruluyor karanlıklar ütüne
sabaha karşı  uykusuz gecenin kahve telvesinde
bir çocuk sarılmış boynuma
bin dokuz yüz seksen beşte
Silistre'de
cehennem korkuları demir atmış
masum gözlerinin büyüyen karasına
kıyamet mi geldi  Tuna  yalısına
kalmışık "nalla mıh" arasında...

Anlatamıyorum bir türlü
bunlar birer bahtsız öykü
bunlar kör kaderin bilmecesi
yirminci asrın"soya dönüş" düzmecesi
Hristiyan adları yazıyorlar ezanlı adlarımız üstüne
kırarak mezar taşlaını  geceleri
şeytanca sırıtarak...

Anıların mahşeri çığlık çığlık...
Nuh'un gemisi alıp da bizi
umut denizlerine götürmüyor artık
yelkenlerini korsanlar yakmış
korsanlar vahşi bakışlı
dalgalarda ölüm kalım telaşı
ve orada sahilde
Amaz yeli uçurtmasını  çalmış çocuğun
dinmiyor gözünün yaşı
Tuna ağlıyor dizimde"akmam"diyerek
dalından kopmuş Hıdırıllez salıncağı
beyazlar içinde çırpınıyor bir beyaz melek...

III

Ve orada karlı dağlar ardında
Roman adlı bir sürgün diyarında
bir toplama kampının isli camlarına
yağmurla dökülüyor anılarım sicim sicim
isli camlarında bir toplama kampının
sabaha karşı tel tel olmuş dileklerim
tan yeri neredeyse uç vermeli Yarabbim
uç vermeli bir yerlerden
güneş doğmalı bu karlı tepeler üstüne
bildiğm  o güneş
pırıl pırıl
ışıl ışıl...

Sevdiğim şeyler mi?
Sevdiğim şeylerin hazzı kalmadı velhasıl...
                                    
                                     Galip  Sertel



« Son Düzenleme: Mart 20, 2010, 03:25:20 ÖS Gönderen: akpınar » Kayıtlı
akpınar
Newbie
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15


E-Posta
« Yanıtla #5 : Nisan 11, 2010, 01:56:52 ÖS »

Bunca ses
bunca söz
dilde diken olmuş  pıtrak pıtrak şimdi neden
neden anlamaz oldum torunların dilinden?

Biz
önceleri
hem Akpınarlılar
hem Ekincekliler
baba yadigârı bu topraklarda Türk'ü,Bulgar'ı
dal budak diş dudak
ne ayrı ne gayrı
bu Küçük Kıpçak Bozkırı Dobruca'da
olup biten iyi kötü her şeyden
çeşme başında kızların bir  hercai gülüşünden
haz alır
huzurlu olurduk...

Güz çıvgınlarından evvel buğdayı eker
kuzu kıran Dobruca kışlarını ağırlar muhabbetle
misafirli köy odalarında geceler boyu
nazlı nisan yağmurlarının fısıltısında
ansızın çıkıverirdik  yaza...
Ağustos'da orak biçer gün boyu
demet bağlar can-i gönülden
ardımızdaki anıza
nurtopu dokuzalmalar dizilirdi sıra sıra
saçılıp çatmalar  
döğülünce harmanlar
kız kaçırırdık tınazlar arasından
tınaz yelleri peşinden
usulen...

Şimdi neyleyim
bunca sözü
bunca sesi
bir akşam üstü
çeşme başından al beni kaçır demişti...

Andon'un Mito'su koşmuştu arabayı bana
bir Bulgar komşumuzdu bildim bileli
doğdum doğalı
köyümüz köy olalı
komşuyuz zira anadan babadan
sabahdan akşamdan ezelden bu yana
varımız yokumuz  bir iki dönüm tarla
Şavklı'da   Koca  Mera
ve Döner Höyükler  yollarında
çalkalanırken tekerleklerin   yalın çalparaları
çeşme başında kaldı Adeviyem'in  bakırları...

Günahımız oldu Döner Höyükler o  gece
Andon'un Mito'su köye döndü habere
bizim  gene başlarımız döndü
döndük durduk dolunaylı  geceyle
Adeviyeyle
rüya gibi
karabasan gibi
uyandık sabahın ilk horozunda
uyuyakalmışık
sevda kuşanmış gecenin çiyli kollarında...

Rivayettir
odalarda anlatılırdı
periler yurduymuş Döner Höyükler ormanı
peri güzelleriymiş salım salım
seyran eden  geceleri
çalgı sesleri
aklı çelinir tersi dönermiş insanın
tersi döner döner kalırmış
döne döne  Döner Höyükler'de...

Ters döndü bizim işler
Adeviye'yi çok gördüler bana
aldılar
everdiler başkasıyla
biz hapis yattık Andon'un Mito'suyla...
O,
bir komşuluk için bir yıl üç ay beleşe
ben kuru kuru üç buçuk sene
ama biz o günler
harp sonrası kupkuru kıtlık yılları
arpa başaklı aç harmanları
hem Akpınar'da,
hem Ekincek'de
Türk'ü, Bulgar'ı
dal budak diş dudak
ne ayrı ne gayrı
iyi kötü,her şeyden
çeşme başında kızların bir hercai gülüşünden
haz alır
huzurlu olurduk...
Anıza toza basar
taşı  toprağı kutsar
hamdolsun derdik...

Şimdi bunca söz
bunca ses dilde diken diken
ateistler,kozmopolitler,komünistler
mülklüyü mülksüz eden "marksist" devrimler
yaka paça "soya dönüşlü" yıldızsız geceler
ölüm kampları Tuna üstünde soykırımlı
Tuna boyundan Aanadolu'ya
Türk göçleri  gözüyaşlı
gözüyaşlı gönüller göynündü durdu gönenmeden
döndü durdu ihtişamla iğfal yüklü seneler
Döner Höyükler gibi  aldana aldana
ve her şey bize reva görüldüyse  
her şey seninse ey Yarabbim
diyeceğim yok
yok ama neden
neden bunca ses
bunca söz
şimdi dilde diken diken...



                                     Galip Sertel






color=navy][/color]
« Son Düzenleme: Temmuz 29, 2010, 01:25:08 ÖS Gönderen: akpınar » Kayıtlı
akpınar
Newbie
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15


E-Posta
« Yanıtla #6 : Nisan 19, 2010, 08:28:43 ÖS »

İhtiyar muhacirler otururlar
İstanbul'da Avcılar Parkı'nda
Yüreklerinde Tuna kocaman bir yara
Akar durur sabaha sabaha
Bir yudum çay,bir acı sigara
Hatıralar demlenir bin bir aha...

Giderler  giderler Tuna boylarına
El yüz yıkanır
Fatihalar okunur unutulmuş mezarlar başında
Bir acı kahvesi içilir Osman Paşa'nın
Pilevne'nin tâ ortasında.
Çalar karavana borusu
Karınları tok
Delikanlıdırlar yüzleri ak pak...
Sarı gül takmış saçına sudan gelir Suna
Türküler yankılanır kanı kaynayan zamana
"Tuna,Tuna,kanlı Tuna
Attın beni tundan tuna"
Ve bir sitem yıllar sonrası
Çatal dilli sarı yılan yarası
Gece demez, gündüz demez
Sızıldanıp durur geldi gelesi
Bir azılı ihanetler ötesi
Tek  kurşun bile atmadan
Teslim olur Silistre kalesi...

İhtiyar muhacirler otururlar Avcılar Parkı'nda
Yüreklerinde Tuna kocaman bir yara
Akar durur sabaha sabaha
Bir yudum çay,bir acı sigara
Hatıralar  demlenir bin bir aha...
                                              Galip  Sertel

[/b]
Kayıtlı
akpınar
Newbie
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15


E-Posta
« Yanıtla #7 : Haziran 27, 2010, 09:57:22 ÖÖ »

[coI

rivayet olunur ki
Doksan Üç Harbi zehiri zemheri
serhat şehri Silistre ve kalesi Mecit Tabiye o gün
bir mütareke terekesi tevekkül
teslim olur Urus'a ağlıya ağlıya
ve yağız atlı süvarileri
çıkıp  da  Çayır Kapı'dan çekilirken Uşumnu'ya
derler
"breeey ağalar
zamanı mı ağlamanın?
tez olun
atların gözlerini bağlayın...
kara gözlerde kara bezler kuzguni
süvari atları görmesin bu matemi
ve askeri mızıka durmasın çalsın
çalsın Tuna yalısında üzgün üzgün
"Kal selâmet kömür gözlüm."

II

rivayet olunur ki
bu bulutlar ezelden beri
kalkar  da Tüter Kaya'dan duman duman
bizim Akpınar'da dururlar yağmura
ve biraz sonra
cami-i şerif'i   içinden bir Ömer Usta
kırmızı gülün alı kulağında
kesme şekerler kuşagı arasında
her cuma namazı sonrası
mutlaka bir Osmanlı edası olmalı
yine şeker dağıtacak çocuklara...

çocuklar büyüdüler
büyüdüler neredeyse
güneş altında,sel yollarında
Ömer Usta öldü
öldü Ömer Usta
kırmızı gülün alı kulağında
kesme  şekerler kuşağı arasında...

III

rivayet olunur ki
ana baba Bulgar doğumlu
bir Nikola Osmanlılı soyadlı
şehri Silistre ve pazarı şahanede
bir şeyler satar olmalı
ve bin dokuz yüz seksen beş yılı
bir vaka-i şer-î mucibince
"soya dönüş" gereğince
sicilinde
Osmanlılı soyadını silmedikçe         
Silistre pazarında mal satması haramlı
hasbelkader ana baba Bulgar doğumlu
bir Nikola Osmanlılı soyadlı
yasaklı...

IV

rivayet olunur ki
şu ecdat diyarı
Küçük Kıpçak Bozkırı Dobruca'da
başında güneş,ayağında deniz Balçık şehrinde
Kırım'dan dönerken türkülerin Sinan'ı
bir Kırım Muharebesi sonraları
Ortadoks Urum,Bulgar  cemaatler arası
dini kavgalar sinsi sinsi
Urumlar'ın yıktığı o Bulgar kilisesi
Devlet-i Âliyye-i Osmaniye yüce fermanı ile acilen
inşa edilir yeniden
aynı ebatta ,aynı yerde  denize yakın
külli masrafı karşılanır hazineden...

ve bugün Balçık müzesinde
mermere kazınmış o fermanın levhası
anlatırken  bize  geçmiş günleri şahane
Hakk'a devşirir bir Osmanlı sedası
kiliseden yayılan hazin çan sesinde...



                                       Galip Sertel


                
lor=navy][/color]
Kayıtlı
akpınar
Newbie
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15


E-Posta
« Yanıtla #8 : Ağustos 05, 2010, 09:22:01 ÖÖ »

                              
                 "Ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi var"
                                                                      Cemal  SÜREYA                


bir çocuk  geçiyor  terli kaldırımlardan sabah sabah
kül rengi ışık salvosunda kaybolmuş gözleri
adı  cemal süreya
kahvaltısı  dağılmış  dört bir yana" Anadolu şiiri"
güneş taptaze  doğuyor çiyli tepelere,
"aşkı haraca bağlanmış"kızlar
kale duvarlı evler
bir cemal süreya  aşkı  bekler  
tüfekler iyi niyet  bağdaş kurmuş  
düzyazı  suskunluğunda sığ sular  
yollarda   jandarma ,eşkiya  
kahvaltı sofralarında  bir   cemal süreya  arar
sen  ki yersiz  yurtsuz  edilmiş bir  göçebe çocuğu
damağında  döllenir  tadı   yol kavşağı  kahvaltıların    
hasbelkader  yudum yudum  yaşadın savrulmuşluğu
kalk  gidelim  Necibe
"vakit var daha" deme
kalk gidelim   geç kalmadan
cemal süreya  şimdi geçer  buradan...

Galıp Sertel
« Son Düzenleme: Ağustos 05, 2010, 08:28:11 ÖS Gönderen: akpınar » Kayıtlı
akpınar
Newbie
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15


E-Posta
« Yanıtla #9 : Ağustos 29, 2010, 10:57:36 ÖS »

Yıllandıkça yıllandı bu yıl ağaçta yaprak
Buğday da inadına ham yeşil başak başak
Her güz mevsimi gibi kırlangıç yolcu değil
Mısır tarlasında üşüyor şimdi şafak.

Kuzu meleyişi
Kaval sesi
Bildiğin şeyler ey gönül
Feryadın tekrarına ne hacet
Bir sevda açmış başıma çakır gözlüm bin afat
Anlatmaya dil gerek
Ve  o  senin aşk dediğin  velhâsıl
Hem de nasıl
Bir zor zanat.

Hazan zamanların bilenmiş yelkovanına
Aşıklar divanında vurulmasa da mihenk
Suya inmiş   kızların   hercai gülüşünde
Akpınar'da perili pınarlar başında
Muştularla yankılanıp durur bir ilahi ahenk.

                               
                                Galip Sertel

Kayıtlı
akpınar
Newbie
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15


E-Posta
« Yanıtla #10 : Ağustos 29, 2010, 11:03:35 ÖS »

Düşmüşem de hasretin ateşine bir daha
Yaş dökülür gözden gün bağlar bin bir cefa
Sen Karabağlı bahtı karalı
Men Dobrucalı yüreği yaralı
Yıl mı oldu
Yıllar mı
Yârdan,yurttan olalı...

Bilirem senin rüyalarının mihmanıdır Kafkas Dağı
Menim özümde ağlar Tuna ırmağı
Oy gidi poyraz yeli
Dobrucam'da esen deli deli
Karalar bağlamış gecen kanlı Karabağ'da
Ağlar kara kara...
Sen Karabağlı Karabağsızan
Men Dobrucalı  Dobrucasızam
Hasretlerdeyiz
Hasretiyle bir daha
Hasretiyle bir
Hasretiyle...
                                             

Galip  Sertel


Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!
Bu Sayfa 0.193 Saniyede 19 Sorgu ile Oluşturuldu